Görüşlerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Görüşlerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Devlet Suç Mu İşliyor?

Yardım ve yataklıktan tutuklu olarak yargılanan bir terörist, "Devlet bana yemek ve kalacak yer veriyor, sporuma da çıkıyorum; o zaman devlet bana yardım ve yataklık yapıyor" diye mahkemede devletle dalga geçmiş.

Terörist-merörist ama mizah anlayışını sevdim.

Hollanda, Lüks otele dönüştürülen Het Arresthuis Hapishanesi
Hollanda, Lüks otele dönüştürülen Het Arresthuis Hapishanesi


Bu arada farkında olmadan pek çok vatandaşın düşüncelerine de tercüman olmuş kendisi.

Teröristler hapiste, dışarıda sahip olmadıkları imkanlara sahip oluyorlar. Güven ve refah içerisinde devlete kin beslemeye devam ediyorlar.

Daha kötü şartlarda tutuklu kalsınlar demiyorum ama birilerini bir yerde tutmayı ceza olarak görmüyorum. Bazı insanlar için evet bu bir cezadır ama kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, dışarıda yokluk çeken insanlar için hapiste yatmak bir ceza değildir. Hatta bazıları için ödül bile sayılabilir.

Daha önce bir yazımda da belirttiğim üzere, insan onuruna halel getirmeyen, alternatif ceza yöntemlerinin geliştirilmesi yanlısıyım. Ayrıca bu kişileri topluma kazandırmak için çeşitli eğitim ve destek programlarının uygulanması taraftarıyım. Hapishaneler birer topluma kazandırma merkezine dönüştürülmelidir.

Aksi taktirde, şimdiki haliyle, vasıfsız birer yapılanmadan başka bir şey değildir.

MUSTAFA ARSLAN






"Şöhret" Olmak Üzerine

Hep derlerdi de inanmazdım, "meşhur olmak zor zanaat, piyasa çok nankör" diye. Bugün itibari ile inanıyorum. Tecrübe mi edindim? Tabi ki hayır!

Aşırı doz işsizlikten olsa gerek kendimi bir cast ajansının oyuncu kataloğunu incelerken buldum. Hem de söylediklerine bakılırsa sektörün en köklü ve bilinen ajanslarından birisiymiş bu. Katalog Normal, Gold ve Çocuk diye kategorilere ayrılmıştı ve gerçekten de çok zengindi.

reklam filmi, sinema cast çekimi, kamera arkası


Daha önceden de benzer bir katalog görmüştüm ve sistemin nasıl işlediğine dair az çok fikrim vardı. Hatta az kalsın bir cast ajansında işe bile başlıyordum, olmadı. Kısaca bahsetmek gerekirse bir ajansa gidip kaydınızı yapıyorsunuz ve oynayabileceğiniz rollere göre çekilmiş fotoğraflarınızı bırakıyorsunuz. Ajansta bir portföyünüz oluyor. Tipiniz ve özelliklerinize uygun bir rol olduğunda deneme çekimine çağrılıyorsunuz, beğenilirseniz işi kapıyorsunuz. Kısaca sistem bu şekilde işliyor.

İşler Güçler dizisinde olayı güzel özetleyen sahneler var, Murat Cemcir'in oynadığı fotoğraf çekimi ve deneme çekimi sahnelerini izleyebilirsiniz. (Merak edenler için: cast ajansı ile nasıl iş bulunur?)

Bu işleyiş orta sınıf oyuncular veya meşhur olmak isteyenler için gayet sıradan duruyor. Ancak benim içimi burkan hayranı olduğum isimlerin de aynı muameleye tabi tutulması oldu. Ahmet Cihat Tamer, Ayten Uncuoğlu, Demiray Erül, Erdoğan Sıcak, İlhan Daner, İlyas Salman, Zihni Göktay gibi efsane isimlerin kılıktan kılığa girerek kendini ispat etmeye çalışmaları beni çok üzdü.

Yapımcıların bu ustaların kapısında sıraya girmeleri gerekirken onlar ajanstan medet umar hale gelmişler. Listede daha niceleri var ki her birisi için "bu hallere düşecek adam mıydı?" dersiniz.

Gel gör ki "piyasa çoluk çocuğun eline düştü". Ustalar da iş bulabilmek için ortama ayak uyduruyorlar çaresizce. Belki de kıymetlerinin anlaşılması için ölmeyi bekliyorlar, ardından gözyaşı döktüğümüz niceleri gibi!

Beni en çok şaşırtan ve kızdıran ise ustaların düştüğü durum ortadayken ajanslardaki çocuk profili bolluğu oldu. Ailelerin bu sektörde çocukları için bir gelecek aramaları anlaşılır gibi değil. Allah akıl fikir ihsan eylesin hepsine diyorum ve toplumsal mesajımı da vererek yazımı sonlandırıyorum; çabuk gelen şöhret, şöhret değildir.

MUSTAFA ARSLAN

mustafa arslan, cast ajansı, kast ajansı, nasıl ünlü olunur, nasıl oyuncu olunur, cast ajansı kayıt ol, cast ajansı deneme çekimi, nasıl artist olunur, oyuncu olma teknikleri, şöhret olmak için neler yapmalı





Her Bütçeye Göre Bir "Star" Vardır

Twitter’da en çok karşılaştığım durumlardan birisi, ünlü birisinin, kendisine ödül verdikleri için falanca üniversitesinin falanca kulübüne teşekkür mesajı yayınlamasıdır.

Bu ülkede ödül almayan dizimiz/programımız veya oyuncumuz/yönetmenimiz/senaristimiz var mıdır bilmiyorum.

İsmini bile duymadığım bir dizi yılın dizisi seçilebiliyor. Aynı şekilde oyuncusu yılın oyuncusu veya yönetmeni yılın yönetmeni…

Benim bir diziyi izlemiyor olmam veya daha önce duymamış olmam o diziyi başarısız kılmaz tabi ki. Ama başarı da bu kadar göreceli olmamalı. Bir ülkede 50 farklı otorite 50 farklı yılın dizisi seçiyorsa bu işte bir terslik var demektir.

ödül koleksiyonu, ödüller, yıldız


Bu tarz bir organizasyon düzenleyen bir kulübe üye olmadım şimdiye kadar.  Böyle bir ankete de maruz kalmadım. Bu seçimler nasıl yapılır, dahası bir grup insan bir araya gelip neden böyle seçimler yapma gereksinimi duyar bilmiyorum.

Ama kendimce bir fikrim var.

Bana kalırsa kendi alanında doğru düzgün bir iş başaramamış kulüpler, ben de buradayım mesajı vermek, ismini duyurmak için ses getirecek bir organizasyon yapma  peşine düşüyorlar.

Ses getirecek organizasyon ise tanınmış insanları bir araya getirip söyleşi ortamı oluşturmak.

O kadar tanınmış insanı bir araya getirmenin yolu ise onlara ödül vermek.

O kadar çok kulüp bu yola başvuruyor ki ünlüler de haliyle her organizasyona yetişemiyor. Kimilerine bizzat kendileri katılıyor; kimilerine ise nezaket amaçlı bir mesaj göndererek,” işlerinden dolayı katılamadıkları için özür dileyip, ödül için teşekkür ediyorlar.”

Sen misin ödül almaya gelmeyen!

Koskoca kulüp olarak organizasyon yap, ama beklenen ünlü şahsımız gelmesin. Olacak şey mi!

Hal böyle olunca kulüplerimiz de çareyi, sadece organizasyona gelecek kişilere ödül vermekte bulmuşlar. Organizasyona gelmeyecekse, sahnede ismini okuyup - tüm salona alkışlatıp da ödülü evine yollamanın ne anlamı var öyle değil mi?

Her okul farklı farklı yılın bilmem neyi ödülü veriyorsa bence tek sebebi budur.

Sanmıyorum ki, bir grup insana fikirlerini sordular da objektif yapılan anketlerin sonucunda verildi o ödüller.

Şimdi kimse çıkıp da ben yılın oyuncusuyum, ben yılın yönetmeniyim, ben yılın programcısıyım, ben yılın fenomeniyim, ben yılın şarkıcısıyım, ben yılın yazarıyım vs. demesin.

Üniversite kulüplerinin verdiği ödüller asla bir reyting ölçme yöntemi değildir, olamaz.

MUSTAFA ARSLAN

mustafa arslan, halkla ilişkiler, öğrenci kulüplerinde halkla ilişkiler, üniversite öğrenci kulübü etkinlik planlaması, öğrenci kulübüne ünlü birisini davet etmek, kulüp organizasyonuna nasıl ünlü birisi davet edilir





Kavramım, akademiye armağan olsun!

Ceza hukukunda "zincirleme suç" diye bir kavram vardır.

Kavramı detaylara boğmadan, bir örnekle kısaca anlatmak istiyorum:

Birinin dükkanına 3 farklı günde girerek televizyon, radyo ve bilgisayar çaldınız diyelim. Bu durumda, aynı kişiye karşı işlendiği için, 3 farklı suçtan değil, tek bir suçtan ceza alırsınız.

Ancak aldığınız bu tek ceza, normal şartlarda alacağınız cezadan bir miktar fazla olur.

hukuk, law, terazi, tokmak, adalet, kitap


Sunduğu bu güzel olanaktan (!) dolayı, bu kavrama "zincirleme suç" yerine "kampanyalı suç" demeyi daha uygun buluyorum ve bu şekilde anılmasını öneriyorum :)

Kaynak taraması yapmadım, dolayısıyla "kampanyalı suç" kavramını daha önceden kullanan var mı bilmiyorum. Kimsenin kullanmadığını varsayarak, bu güzel kavramı akademiye armağan etmek istiyorum.

Kıymetim bilinir umarım. :)

MUSTAFA ARSLAN





Grimm Masallarının tehlikeli yüzü

Çocuk gelişim uzmanı değilim, psikoloji ile de aram çok şahane sayılmaz, edebiyatçı desen o da değilim. Ama okuduğum bir kitabın insanda ne tür etkiler bırakacağını, hayal gücünde neleri değiştireceğini az çok tahmin edebilirim.

Ve diyorum ki, çocuklarınıza Grimm Masalları denen saçmalıkları kesinlikle okutmayın. Okutacaksanız da birlikte okuyun ve her masaldan sonra mutlaka çocuğunuza masaldan ne anlam çıkardığını, ne ders aldığını sorun. Verdiği cevaba göre çeşitli yönlendirmeler yapın. Ama kesinlikle, tek başına okumasına izin vermeyin.

Durup dururken çıkmadı bu düşünceler ortaya. Çocuk kitaplarını, özellikle de masalları çok severim. Kitaplığım çocuk kitapları ile dolu.

grimm masalları, grimm kardeşler, kitap


Bu yazıya ilham olan kitap da onlardan birisi. Remzi Kitabevi'nden çıkan ve Ülkü Tamer'in çevirdiği Grimm Kardeşler: Altın Kuş... Çocuk Klasikleri serisinde yer alan bu kitap 136 sayfa ve içinde 30 adet masal var.

Bazı istisnalar hariç, tüm masalları başıma ağrılar girerek okudum.

Sebebi de masalların verdiği mesajlar.

Bazı masalları anlatıyım, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

"Köpek ile Serçe" isminde bir masal var ki akıllara zarar!

Köpek ve Serçe tanışıp arkadaşlık kuruyorlar. Köpeğin haline acıyan Serçe, karnı aç arkadaşının karnını doyurmak için kasaptan et ve fırından ekmek çalıyor. Daha sonra oradan uzaklaşıyorlar ve şehrin dışında dinlenmeye çekiliyorlar. Kalbinde merhamet olmayan bir Arabacı da köpeği ezerek öldürüyor. Buna kızan Serçe, arkadaşının intikamını almaya yemin ediyor ve Arabacının başına musallat oluyor. Arabacının taşıdığı yük olan şarapları döküyor, Arabacının 3 atının ölümüne sebep oluyor, diğer kuşları da toplayıp Arabacının evine giderek ambarındaki tahılları yağmalıyor, en sonunda yaptığı bir oyunla da Arabacıyı kendi karısına öldürtüyor. Tüm bunlar yaşandıktan sonra da arkadaşının intikamını almış olmanın verdiği huzurla yoluna devam ediyor ve masal bitiyor.

Üzerine konuşulacak çok şey var ama bu masalın yorumunu size bırakıp biraz da "Büyülü Saray" isimli masaldan bahsetmek istiyorum:

3 kardeş var. En küçüğü melek gibi, büyük olan diğer ikisi ise şeytanın masaldaki temsilcileri. Bu üçü yola koyulup dünyayı gezmeye karar veriyorlar. Büyük olanlarda hayvanlara eziyetten tutun da onun bunun hakkını gasp etmeye kadar her türlü numara var. Tabi küçük olan, bu icraatlarında onlara bir şekilde engel oluyor. Derken, başlarına çeşitli olaylar gelip büyükler taşa dönüşüyorlar. Küçük olan da aynı kaderi yaşayacakken, abilerinin zulmünden kurtardığı çeşitli hayvanlar vefa örneği gösterip ona yardım ediyorlar. Küçük kardeş, hayvanların yardımıyla büyüyü bozuyor ve hem kendini hem de kardeşlerini kurtarıyor. Kardeşlere mükafat olarak da kralın kızları kalıyor. Evet bütün kardeşlere. Kötü olanlara da yani. Abiler şimdi daha da güçlü, kim bilir belki daha da kötüler.

İyiliği ve vefayı anlatma bahanesiyle bilinçaltımıza kötülüğü yerleştirmişler sağ olsunlar.

Kralın kızlarının ödül olması ise başlı başına bir konu zaten. Keloğlan masallarında da sıkça yer alan kızları metalaştırma ve ödül olarak kullanma merakı burada ve neredeyse tüm Grimm Masallarında var. Kaçış yok! Zaten aynı oranda hayatımızın içerisinde var bu durum. Nasıl olmasın ki? Ta en küçüklükten beri beynimize devamlı işlenip duruyor aynı veri.

Ya küçük yaşta evlendirilen kızlara ne demeli? Pedofili düşüncesi bilinçaltımıza bu masallar aracılığı ile işleniyor.

Rezalet bunlarla da sınırlı değil.

Bir "Parmak Çocuk" var ki, düzenbazlığın kitabını yazmış. Adeta masal dünyasının Dolap Osman'ı. Aynı şekilde, "Talihli Kardeşler" masalının kahramanı 3 kardeş de fırsatçılığın kitabını yazmışlar. Ben bu kadar kapitalistini gerçek hayatta bile görmedim.

Kapitalizm demişken "Cüceler ile Kunduracı" masalından bahsetmemek olmaz.

Bir Kunduracı var. Gece köseleleri masanın üzerine bırakmış, sabah kalktığında bakmış ki kunduralar masanın üzerinde hazır duruyor. Hem de işçilik kalitesi muazzam. Kunduraları satıp daha fazla kundura yapacak kadar kösele alıp yine masanın üzerine bırakıyor ve sabah aynı şekilde kunduraları hazır buluyor. Bu olay bu şekilde devam ediyor ve kunduracı çok zengin oluyor. Bir gün bu kunduraları kimin yaptığını merak edip, gece uyumuyor ve bir köşeden odayı gözetliyor. Üstünde başında hiçbir şey olmayan 2 tane cüce görüyor odada. Karısına söyleyip, cücelere teşekkür amaçlı kıyafetler diktiriyor ve masanın üzerine bırakıyor. Gece cüceler geldiğinde kıyafetleri giyip gidiyorlar. Bir daha ara ki cüceleri bulasın!

İktisatta bir yaklaşım vardır. Özü de şudur: işçiye öyle bir ücret öde ki, ne öldürsün ne de güldürsün. Bu masalda da inceden inceye o düşünceyi işlemişler.

Geçelim başka bir masala. "On İki Prenses" masalının kahramanı kızlar, geceleri saraydan kaçıp erkeklerle alem yapıyorlar. Tabi bu alemleri onlarca insanın canına mal oluyor. Ama onlar hayatlarından memnun.

Ve ne yazık ki tüm bu masalların sonunda herkes mutlu!

Diğer masallara girmiyorum bile. Bu kadarı yeter sanırım.

Masallarda iyi şeyler de yok değil. Açgözlülüğün ve kibirli olmanın kötülüğüne; iyilik yapmanın ve karşılığında gelen vefanın önemine pek çok yerde değinilmiş.

Yine de götürdükleri, getirdiklerinden çok daha fazla.

Sonuç olarak; Grimm Masalları, yeğenimin ve olursa çocuğumun kendi başına okuyamayacağı kitaplar listesine girdi bile. Ancak benimle birlikte okuyabilirler. O da bu kitapta yazılanların yanlışlığını görmeleri için.

Not: En üstte kullanılan görseli şu adresten aldım. Görseldeki masalın ismi "Elleri Olmayan Kız". Aynı adreste benzer bir konu işlenmiş ve masalların değişik versiyonlarına dair bilgiler yer alıyor.

MUSTAFA ARSLAN

grimm masalları, masalların tehlikeli yüzü, masalların çocuklara zararları, masallardaki tehlike, masallar çocuklara zarar veriyor, masalların bilinmeyen yönleri, grimm masalları özet, ödev sitesi, masalların altında yatan gerçekler, masalların öteki yüzü